|
İMAM
NEVEVİ ŞERHİ |
228 – 231 NOLU HADİSLER İÇİN
(228)
"Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hudeybiye' de bize ... geceden
yağmış bir yağmur akabinde ... sabah namazını kıldırdl. .. İşte o kimse beni
inkar etmiş, yıldıza inanmış kişidir." (2/59)
"Hudeybiye"
isminin iki şekilde telaffuzu sözkonusudur. Birisi (sondaki) ye' nin şeddesiz
okunuşu, diğeri de şeddeli okunuşudur. Şeddesiz okuyuş sahih, meşhur ve tercih
edilen okuyuştur. Şafii'nin, dilbilginlerinin ve bazı muhaddisIerin görüşü
budur. Şeddeli okuyuş ise Kisai, İbn Vehb ve muhaddislerin çoğunluğunun
benimsediği kanaattir. İlim adamlarının "el-Cirane"deki ihtilafları
da re harfinin şeddeli ve şeddesiz okunuşu bakımından aynı şekildedir. Bunda da
tercih edilen şeddesiz olduğudur.
"Geceden
yağmış bir yağmur akabinde" tabirinden yağmur anlamında "sema"
kelimesi kullanılmıştır.
Yıldızlar
İle İlgili Kanaatler ve Bunun İtikada Etkisi
Hadisin
manasına gelince, ilim adamları filan yıldızın doğuşu ile bize yağmur
yağdırıldı diyen kimsenin kafir oluşu hususunda farklı iki görüşe sahiptirler.
Bu görüşlerin birisine göre bu imanın aslını ortadan kaldıran, İslam dininin
dışına çıkartan, şanı yüce Allah'ı inkar etmek anlamında bir küfürdür. Bunlar
derler ki: Bu hüküm ise yıldızın (gezegenin) fail (etkin) yağmuru meydana
getiren ve tedbir eden varlık olduğuna inanarak böyle diyen kişi hakkında
sözkonusudur. Nitekim cahiliye döneminde bazı kimseler bu iddiaya sahip idi. Bu
şekilde inanan bir kimsenin kafir olacağında şüphe yoktur. Aralarında Şafii'nin
de bulunduğu ilim adamlarının çoğunlukla benimsediği görüş budur, hadisin
zahirinden de anlaşılan budur.
Bu
görüş sahipleri derler ki: Buna göre bir kimse eğer yağmurun Allah'tan
geldiğine ve onun rahmeti ile indiğine inanarak şu yıldızın doğuşu sebebiyle
bize yağmur yağdırıldı deyip (2/60) yıldızın doğuşu ise bu husustaki adete
(sünnete) itibar ederek yağmurun alameti ve vakti olduğu kanaatiyle söylerse
böyle bir kimse şu vakitte bize yağmur yağdırıldı demiş gibi olur, böyle bir
kişi kafir olmaz. Bununla birlikte böyle demenin mekruh olup olmadığı hususunda
ihtilaf etmişlerdir ama daha güçlü görünen bunun günahı gerektirmeyen tenzihi
bir kerahet olduğudur. Kerahetin sebebi ise bu kelimenin küfür olanla olmayan
söyleyişler arasında ortak olarak kullanılmasıdır. Bunun kullanılması halinde
bunu kullanan kişi hakkında kötü düşünmeye sebep olabilir. Ayrıca bu ifade
cahiliyenin ve onların yolunu izleyenıerin şiarıdır.
Hadisin
asıl tevili ile ilgili ikinci görüş ise buradaki küfürden kastın yüce Allah'ın
nimetine küfretmek (nankörlük etmek, küfran-ı nimet) olduğudur. Çünkü böyle
diyen bir kimse sadece yağmuru yıldıza izafe etmiş olur. Ancak bu hüküm
yıldızın (gezegenin) tedbir ve idare ettiğine inanmayan kişi hakkındadır. Bu
tevili bu babın sonunda yer alan (231) rivayette geçen: "İnsanlardan kimi
şükredici, kimi kafir (nankörlük) edici olarak sabahı etti" ifadesi, (229)
diğer rivayetteki: "Kullanma ne kadar nimet ihsan ettimse mutlaka onlardan
bir kesim onu inkar eden (kafirler) olarak sabahı etmişlerdir" ifadesi ve
(230) diğer rivayette yer alan: "Yüce Allah semadan ne kadar bereket
indirdiyse mutlaka insanlardan bir kesim onu inkar edenler (ona kafir olanlar)
olarak sabahı etmişlerdir" buyruklarıdır. İşte buradaki 'ona" tabiri
bunun nimetin inkar edilmesi, nankörlük anlamında bir küfür olduğunun
delilidir. Allah en iyi bilendir.
"Nev':
Yıldızların (doğuş zamanı)" hakkında uzun açıklamalar yapılmıştır. Bu
açıklamaları Şeyh Ebu Amr b. es-Salah (rahimehullah) özetleyerek şöyle
demiştir: Nev' aslında yıldızın (gezegenin) kendisidir çünkü bunun mastarı:
"Nae'n-necmu yenCıu nev'en" yani yıldız battı, kayboldu. Bunun çıkb,
doğdu anlamında olduğu da söylenmiştir.
Açıklamasına
gelince, bütün senede yirmi sekiz tane yıldızın doğuş zamanları bilinmektedir.
Bunlar ise ayın yirmi sekiz konağındaki yıldızlar olarak bilinirler. Bu konakların
her on üç gecesinde bir yıldız tan yerinin ağarması ile birlikte batıda
batarken aynı zamanda bunun karşısında doğuda bir başka yıldız doğmaktadır.
Cahiliye dönemi insanları da bu hadise meydana geldiğinde şayet yağmur yağarsa,
o yağmuru bunların kaybolan ve batan yıldızına nispet ederlerdi. el-Asma! ise,
hayır doğanına nispet ederlerdi, demiştir. Ebu Ubeyd' e gelince, ben burası
dışında nev' lafzının yıldızın kayboluşu ve batışı anlamında olduğunun
söylendiğini duymadım. Aynı zamanda yıldızın kendisine de nev' denilebilir. Bu
da faile (etken ortaçal mastar ile ad verilmesi türündendir. Ebu İshak
ez-Zeccac ise Emalilerinden birisinde: Batı tarafında kaybolanıara (nev'in
çoğulu olarak) enva denilir, doğuda doğanlara ise (barihin çağulu olarak)
bevarih denilir, demektedir. Allah en iyi bilendir.
İbn
Abbas (r.a.)'ın (231) rivayetinde: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) döneminde (2/61) insanlara yağmur yağdırıldı. .. buyrukları indi"
şeklindeki rivayeti hakkında da Şeyh Ebu Amr (rahimehullah) dedi ki: Bundan
maksadı bütün bu buyrukların onların yıldızların doğuş ve batışı ile ilgili
sözleri hakkında indiğini söylemek değildir. Çünkü bu husustaki gerçek durum ve
buyrukların tefsiri bununla uyum göstermemektedir. Bununla ilgili buyruk yüce
Allah'ın: "Ve rızkınızı yalanlamaktan ibaret mi kılacaksınız"
(Vakıa,82) buyruğudur. Diğer buyruklar ise bundan başka hususlar hakkında
inmiştir ama bunların nüzul zamanları bir arada olmuştur. Bundan dolayı o da
bütün bunları sözkonusu etmiştir. Buna delil olan hususlardan birisi de İbn
Abbas (r.a.)'dan gelen bu husustaki bazı rivayetlerde yalnızca bu buyrukların
bu kadarını (82. ayeti) zikretmiş olmakla yetinmiş olmasıdır. Şeyh İbnu's-Salah
(rahimehullah)'ın ifadeleri burada sona ermektedir.
Ayetin
tefsirine gelince "rızkınız" şükrünüz demektir. Nitekim İbn Abbas ve
çoğunluk da böyle açıklamışlardır. RızkınlZın şükrü diye de açıklanmıştır.
el-Ezheri ve Ebu Ali el-Farisi böyle açıklamışlardır. el-Hasen de: Payınızı
bundan ibaret kılıyorsunuz, diye açıklamıştır.
Yıldızların
mevkileri ile ilgili olarak da çoğunluk semadaki yıldızlardır, onların
mevkileri batış yerleridir. Doğuş yerleri, kıyamet gününde söndürülmeleri,
yayılmaları olduğu da söylendiği gibi (bir anlamı yıldızlar demek olan)
en-nücum'un Kur'an-ı Kerim'in kısım kısım iniş zamanları demek olduğu da
söylenmiştir. Mücahid de: "Mevakiu'n-nucCım" Kur' an' ın muhkem
buyruklarıdır diye açıklamıştır. Allah en iyi bilendir.
Senetler
Senetler
ile ilgili olarak söyleneceklere gelince, senette Amr b. Sewad'ın babasının adı
sonu dal ve vav'ı şeddeli bir isimdir.
Ebu
Hureyre'nin azatlısı Ebu Yunus'un adı Suleym b. Cubeyr'dir. Abbas b. Abdulazim
el-Anberi'nin nispeti ayn, nun ve be harfi iledir. Kadı Iyaz dedi ki: el-Uzrı
bu nispeti gayn harfi ile "el-Guberı" olarak tespit etmiştir ki
şüphesiz ki bu bir tashiftir.
Ebu
Zumeyl'in adı ise Simak b. Velid el-Hanefı el-Yemanl'dir. İbn Abdilberr: Sika
olduğu üzerinde icma etmişlerdir demiştir. Allah en iyi bilendir.
Müslim
(rahimehuIIah)'ın (230): "Bana Muhammed b. Selemee el-Muradi tahdis etti.
.. Amr b. Haris'den" sonra da: "Bana Amr b. Sewad da tahdis etti...
Ebu Hureyre' den" isnadında yer alan ravilerin tamamı Basrahdır. Yalnız
Ebu Hureyre Medinelidir. (2/62) Müslim'in önce Abdullah b. Vehb ile Amr b. Haris'i
zikredip sonradan onlan tekrar kaydetmesi ve sadece: "Muhammed ve Amr b.
Sewad bize tahdis etti" sözleriyle yetinmemesi ise görÜldüğü gibi
rivayetlerin lafıılannın farklı oluşundan dolayıdır. Daha önce birkaç yerde
Müslim (rahimehuIIah)' ın bunun gibi inceleyid ve ihtiyatlı ifadelerine dikkat
çekmiş bulunmaktayız. Allah doğruyu en iyi bilendir.